Büyük Türk Tarihi
Online Tarih Dergisi

AHMET AVNİ PAŞA KİM?




Evet tam da tarihin belli ellerde yazılmaya başlandığı bir dönemde “hayır aslında öyle değildi böyleydi” tadında bir haber düştü sanal medyaya. “Vahdeddin’in Sırdaşı Avni Paşa Anlatıyor” başlıklı Osman Özdeş’in hazırladığı hem de tam birilerinin amacına uygun bir kitap. “Aslında Vahdettin Atatürk’ü gönderdi bakın yemin de etmiş, yeminine rağmen sözünü tutmamış” imajıyla yine birilerinin modası geçmiş yalanlarıyla dolu iddialarına kanıt olarak sunmaya çalıştıkları bir kitap..

Öncelikle bu kitapta anıları anlatılan Ahmet Avni Paşa üzerinde duralım. Bu adam Vahdettin’in kurdurduğu, ülkeyi İngilizlerin yardımıyla yönetebiliriz düşüncesindeki Damat Ferit Paşa hükümetinde Bahriye Nazırlığı yapan bir adamdır. Özellikle Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkışı öncesi Vahdettin’in emirleri doğrultusunda Samsun’a çıkışta gerekli şartları sağlar. Çünkü o sırada bakandır ve emir gereği o bölgedeki Rum Pontuslarla çatışan Türklerin elinden silahların toplanması gerekmektedir. O bölgede bir paşa görevlendirilmiştir ve onun çalışma şartlarının belirlenmesi gerekmektedir ve Bakan Ahmet Avni Paşa da bunun için çalışmıştır. Çünkü çalışması işi gereğidir. Bu haber hakkında yorum yapanlar fırsatı kaçırmamış ve vurun abalıya misali yine Mustafa Kemal’e dolaylı olarak saldırmaya çalışmışlar. “Nutuk’ta Samsun’a çıkışını anlatıyorsun da neden Samsun’a çıkışına yardım edenleri söylemiyorsun” lafazanlığını yapıyorlar. Bu yardımı yapan dönemin hükümetinin adamlarının amacı Samsun’daki karışıklıkları önlemek için Vahdettin tarafından gönderilen bir Paşa’nın görev alanını ve şartlarını hazırlamaktır. Eğer Mustafa Kemal ben oraya halkı örgütleyeceğim halkı hükümetin yaptıklarından haberdar edip ülkeyi kurtarmak için çabalayacağım ”demiş olsaydı neler olacağını 19 Mayıs’tan kısa bir süre sonra zaten Mustafa Kemal’e yapılan uygulamalardan da çok rahat görebiliriz.

Önce “aldığınız görev dışına çıkıyorsunuz” uyarı yazıları ve telgrafları, sonra Havza ve Amasya genelgeleri sonrası maaşının kesilme tehditleri ve nihayet görevden alınacaksınız yazıları herhalde ülkeyi kurtarmak için (tabii birilerinin iddia ettiği şekilde) gönderilen bir Paşaya söylenecek şeyler değildir. Tam tersi madem Vahdettin veya Damat Ferit ülkeyi kurtarmak için Mustafa Kemal’i Anadolu’ya gönderiyorsa neden durmadan önüne (örnekleri arşivlerdeki telgraflarla dolu olan) engeller çıkartıyor? Veya madem destekliyor neden savaşın bir aşamasında Mustafa Kemal’in Vahdettin’i işgal ortamındaki İstanbul’dan Ankara’ya davet etmesine Vahdettin red yanıtı verdiği gibi daha sonra son halife olacak olan ll.Abdülmecit’i de Anadolu’ya gitme niyetinde olması nedeniyle sarayda hapsettirmiştir.

Sanırım tüm bu soruların yanıtını vermez bu tarihi kendi bakış açılarıyla yazmaya meraklı kişiler… Tek yapabildikleri İstanbul işgal halindeydi padişah baskı altındaydı bu nedenle Mustafa Kemal’i rahat çalıştırmak için ona düşman rolünü oynadı son yalanını uydurmalarıydı. Pes, Vahdettin ve İstanbul’dakiler o kadar iyi rol oynamış ki, padişah fetva yayınlatmış, halkı Mustafa Kemal ve TBMM’ye karşı ayaklandırmış, ayaklanmalar çıkmış, kardeş kardeşi öldürmüştü.. Çok iyi rol, hem de gerçekçi. Yok böyle bir şey……


Gelelim tekrar Ahmet Avni Paşa’ya.. Evet, Paşa Samsun öncesi iyi çalışmıştı. Ancak çalışma nedeni başkaydı.. Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkması öncesi olanları Rauf Bey de anılarında çok net anlatmıştır. Mustafa Kemal’in, Genelkurmaylıktaki başka bağlantılarını kullanarak(Fevzi Çakmak ve İsmet Bey)müfettişlik yetkilerini nasıl artırdığı, bu belgeyi yemek sırasında Damat Ferit’e nasıl imzalattırdıkları vb….

Ahmet Avni Paşa’nın kitabının çoktandır Atatürk ve Türk silahlı kuvvetler aleyhinde kitaplar yayınladığını bildiğimiz Timaş yayınlarından çıkması kadar kitabın çıkışının hemen ardından yandaş yazarlardan övgü alması da kafalardaki soru işaretlerini yok etmeye yetmiyor. 23 Ocak 2012’de Yeni Akit’de Asım Yenihaber’in “Ahmet Avni Paşa yaşadı mı?” Başlıklı yazısında Mustafa Kemal Samsun’a çıkarken Harbiye nazırı olan Şakir Paşa’nın da damadı olan Ahmet Avni Paşa’yı överek, neden Nutuk’ta bu kişinin yardımları anlatılmamıştır derken, bir başka yandaş Mustafa Armağan da sanki sözleşmişler gibi aynı tarihli Zaman’da ne hikmetse o kadar tanık ve kitapları varken Ahmet Avni paşa’yı Milli mücadele konusunda yetkin bir tanık olarak nitelemişti. Bu yazıların tesadüf olmadığı 24 Ocak tarihli Vatan gazetesi ve ardından da tüm gazetelerin birdenbire bu Paşa’dan ve kitabından bahsetmesiyle de ortaya çıkmıştı..

Aslında Türk Dili mezunu olan ve sadece bildiği Osmanlıca sayesinde araştırmalar yapan ve maalesef STV’de yayınlanan bir programda olmamasına rağmen kendisine Prof.Dr. denmesine misyonu gereği ses çıkarmayan Mustafa Armağan özellikle Mustafa Kemal’in Kuran-ı Kerim üzerine ettiği yemini ön plana çıkarmış.. Aslında burada Armağan’dan beklediğimiz, Ahmet Avni Paşa’nın M. Kemal Paşa’yı anlatırken “askerî duruşuna dinî bir eda katarak ilerlemiş ve sağ elini Kur’an-ı Kerim’in üzerine basarak şu yemini etmişti” cümlesindeki o askeri duruşa dini edanın nasıl katıldığını anlatmasıydı ama o bu cümleyi sanırım her zaman yaptığı gibi insanların duygularını sömürme aracı olarak kullanmayı yeğlemişti.

İşin ilginci bu kitabı kendi çıkarları için kullananlar, Mustafa Kemal’in yemin etmesinden önce Ahmet Avni Paşa’nın şu cümlesini es geçiyorlar yine her zaman yaptıkları gibi.. cümle aynen şöyle: Vahdettin , Mustafa Kemal’i “Osmanlı Ordusu’nun dağıtılması sürecini denetleme ve asayiş için görevlendirmeye karar veriyor.” İşte tam da bu.. Nitekim Armağan yazısında bu yemini de vermiş bakın ne diyor o yeminde. “Bakanlar Kurulu’nca düzenlenip Padişah’ın iradesine sunulan 21 maddelik özel talimatta bana verilen yetkiler doğrultusunda Padişahımızın Anadolu illerindeki bütün mülki ve askeri memurlar üzerinde icrasına görevlendirildiğim denetleme ve soruşturmaları…..” Yani o yeminde bile, padişah ve İstanbul’un amacı tam net olarak ORTADA. Gönderilme amacı: DENETLEME VE SORUŞTURMALAR. Kongreler düzenlemek, halkı bilinçlendirmek, işgal güçlerine karşı direnişi örgütlemek, İstanbul’a karşı isyan bayrağı açmak, yeni bir meclis kurmak ve ülkeyi bu işgalcilerden kurtarmak DEĞİL. Keşke böyle olsaydı, keşke o isyan için kullanılan o fetva tam tersi şekilde yayınlansa, padişah Kuvva-yi Milliye’nin karşısında değil de yanında olsa ve tüm halkı yabancı işgalcilere karşı durmaya çalışsa neler olurdu? Sorusunu okuyuculara bırakıyorum.

Ahmet Avni Paşa kitabında “Anadolu’ya düşmanları defetmesi için görevlendirdiğimiz Mustafa Kemal’in ihtirası ve muvazaası karşısında kaldım.” Derken aslında başta söylediğini yalanlamış oluyor. Hani asayişi sağlaması içindi.. Bu defetme işi nerden çıktı. Yoksa bu anıları yazdığı tarihte Ahmet Avni Paşa ülkeden ihanet ile suçlanarak meşhur “Yüzellilikler” içine girdiği ve bundan dolayı Mustafa Kemal’e ve cumhuriyete kızgın olduğu için TARAFLI bir döneminde olmuş olmasın!!!

İşte sorun da burada. Kurtuluş’ta rollerinin olmaması nedeniyle dışlanan hatta vatana ihanetle suçlananların özellikle 1961 Anayasası’nın özgürlükçü ortamında akıllarına geldiği gibi yalanlarla doldurduğu kitaplarında dönemle ilgili kaynaksız alıntılar yaparak yeni bir nesil yetişmesine katkıda bulunmaya başladılar. Alternatif tarihlerin çıktığı bu dönemi maalesef günümüzde “aslında bize anlatılanların hepsi yalan, doğrusu ise şu” şeklindeki tarihçi olmayıp misyon üstlenen kişilerin yazıları ve kitaplarıyla konferansları takip etti.. Ve sonuçta hiçbir tarih nosyonuna uymayan, hiçbir tarih yönteminden nasibini almayan, kaynaksız ve kanıtsız kitaplar 50 yıl sonra yöneticiler tarafından gençlere önerilirken, yeni yazılan kitaplar da alıntı yapıyoruz diye 50 yıl önce yazılmış kaynaksız kanıtsız kitapları alıntılayarak kendilerini rahatlatmaktan başka bir şey yapmazlarken asıl amaçları olan gençlerimizi kandırmayı ise çok iyi başarıyorlardı.

Özellikle Necip Fazıl’ın kaynaksız yazdığı kitaplarından sonra bu yalanlarla gençlerimizi kandıranların tekrarladıkları Vahdettin’in meşhur cümlesinin tarihi süreçteki yolculuğu bize bu süreci daha iyi anlatacaktır… Paşa Paşa, gel bu kitaba girebilirsin vatanı kurtarabilirsin…. Can Dündar’ın bile filminde sadece bu cümleyi kullanıp gerisini anlatmadığı için sanki padişahın Mustafa Kemal’i ülkeyi kurtarsın diye gönderdiğinin ima edildiği bu cümleyi Falih Rıfkı Atay Mustafa Kemal’in ağzından Çankaya kitabında yazar. Ama bakın nasıl:

“Vahdettin hiç unutmıyacağım şu sözlerle konuşmaya başladı: ‘Paşa paşa, şimdiye kadar devlete çok hizmet ettin, bunların hepsi artık bu kitaba girmiştir (elini demin bahsettiğim kitabın üstüne bastı ve ilâve etti:) tarihe geçmiştir.’ O zaman bunun bir tarih kitabı olduğunu anladım. Dikkatle ve sükûnla dinliyordum: ‘Bunları unutun,’ dedi, ‘asıl şimdi yapacağın hizmet hepsinden mühim olabilir. Paşa paşa, devleti kurtarabilirsin!” İşte cümleyi burada bırakan zihniyetin amacının ne olduğu çok açıktır.. Oysa Atay devam ediyor..

“ Bu son sözlerden hayrete düştüm. Acaba Vahdettin benimle samimî mi konuşuyor? O Vahdettin ki ecnebi hükûmetlerin yüzüncü derece âletleriyle temas arayarak, devletini ve saltanatını kurtarmaya çalışıyordu, bütün yaptıklarından pişman mı idi? Aldatıldığını mı anlamıştı? Fakat böyle bir tahminle başka bahislere girişmeyi tehlikeli addettim. Kendisine basit cevaplar verdim: ‘Hakkımdaki teveccüh ve itimada arz-ı teşekkür ederim. Elimden gelen hizmette kusur etmiyeceğime emniyet buyurunuz.’ Söylerken, kafamdaki muammayı da halletmeye uğraşıyordum. Çok iyi anladığım, veliahtlığında, padişahlığında, bütün his ve fikirlerini, temayüllerini tanıdığım adamdan nasıl yüksek ve asil bir hareket bekliyebilirdim? Memleketi kurtarmak lâzımdır, istersem bunu yapabilirmişim. Nasıl? Hemen hüküm verdim: Vahdettin demek istiyordu ki hiçbir kuvvetimiz yoktur. Tek mesnedimiz İstanbul’a hâkim olanların siyasetine uymaktır. BENİM MEMURİYETİM ONLARIN ŞİKAYET ETTİKLERİ MESELELERİ HALLETMEKTİR. Eğer onları memnun edebilirsem, memleketi ve halkı bu siyasetin doğru olduğuna inandırabilirsem ve bu siyasete karşı gelen Türkleri uslandırırsam, Vahdettin’in arzularını yerine getirmiş olacaktım. ‘Merak buyurmayın efendimiz,’ dedim, ‘nokta-i nazar-ı şahanenizi anladım.”(Bu kişiler Mustafa Kemal’in bu cümlesini verip nedense sonra yazdıklarını saklamaya heveslidirler. )

İşte Mustafa Kemal’in o cümlesini işlerine yaradığı için verip hatta ondan hemen sonra yine işlerine yarayan cümlesini verip aradakileri ise es geçerek saklayarak “bakın Atatürk kendisi söylemiş onu padişah ülkeyi kurtarması için göndermiş “ yalanıyla gençlerimizi yıllardır tavlayanlar, padişahın ülkeyi kurtarmaktan ne kastettiğini açıklayamıyor ama hadi isterseniz Mustafa Kemal’e verilen görevin orijinal belgesinden biz verelim bu görevin ne olduğunu. Bakalım neymiş ülkeyi kurtarmaktan kastı Vahdettin’in.

Dokuzuncu Ordu Kıtaatı Müfettişliğine verilecek talimat suretidir:

 

1. İşbu müşterek vezaif şunlardır:

a) Mıntakanızda asayiş-i dahilinin iade ve istikrarı ve bu asayişsizliğin esbab-ı hudüsunun tesbiti. Yani Bölgenizde iç güvenliğin sağlanması ve devamlılığı, asayişsizliğin ortaya çıkış sebeplerinin belirlenmesi..

b) Mıntakada ötede beride müteferrik bir hâlde mevcudiyetinden bahsedilen esliha ve cephanenin bir an evvel toplattırılarak münasib depolara iddiharı ve muhafaza altına alınması. Yani ne yapacakmış padişahın sudur buyurduğu emirde mustafa kemal… Bölgede ötede beride dağınık bir hâlde varlığından söz edilen silâh ve cephanenin bir an evvel toplattırarak uygun depolara biriktirip ve koruma altına alacak…

c) Muhtelif mahallerde birtakım şûralar mevcut olduğu ve bunların asker toplamakta bulunduğu ve gayr-ı resmî bir surette ordunun bunları himaye eylediği iddia olunuyor. Böyle şûralar, mevcut olup da asker topluyor, silâh tevzi ediyor ve ordu ile de münasebette bulunuyorlarsa kat’iyyen men’i ile bu kabîl müteşekkil şûraların da lağvı.

Değişik yerlerde birtakım toplulukların bulunduğu ve bunların asker toplamakta olduğu ve gayri resmî bir surette ordunun bunları koruduğu ileri sürülüyor. Deniyor? Ne ola ki bu topluluklar? Acaba Kuvva-yı Milliye olmasın. Elbette ki o. Ülkenin kurtuluşu için çabalayan, işgallere karşı direnen, yabancı hâkimiyetine girmeyi zul sayarak başkaldıran Kuvva-yi Milliye’den ve halktan asker toplanarak silah dağıtmasından şikayet ediliyor ve ordu ile de ilişkide bulunuyorlarsa kesin olarak bunun önlenmesi ile bu gibi toplulukların kaldırılması isteniyordu bu emirlerde.

Şimdi düşünelim Mustafa Kemal bu emirleri tam olarak yerine getirseydi neler olurdu? Kuvva-yi milliye oluşur muydu? Düşmana direniş olur muydu? En basitinden ÜLKEMİZ İNGİLİZLERDEN YUNANLARDAN KURTULABİLİR MİYDİ? Sanırım aklı olan herkesin çok basit olarak vereceği bir soru sordum. Yanıt da nettir. HAYIR..

Sanırım bu kitap bu nedenle asıl yandaşları ve tarihi kendilerine göre yazmaya çalışanları rahatsız edecek…

Aslında Vahdettin Mustafa Kemal’i nasıl Anadolu’ya gönderdiğini daha ülkeyi terk ettiği 1922 yılından bir yıl sonra gittiği Mekke’de tüm İslam alemine yayınladığı beyannamesinde de itiraf ediyordu. Hem de çok ilginç şekilde..

Ben diyordu Vahdettin Han Hazretleri! hem de 16 Nisan1923 tarihli beyannamesinde “….Heyet-i vükelanın hatt-ı hareketlerine asla müdahele etmezdim. Kabineler karşı o kadar müsamahakarane muameleden dolayıdır ki biri Mustafa Kemal’i memuren Anadolu’ya gönderdi, diğeri hükümet-i metbuası aleyhinde kıyam etmesi(Mustafa Kemal’in) itibarıyla tenkili için kuvve-yi askeriye sevkini(halifelik ordusunu kastediyor)zaruri gördü.” Yani neymiş? Eğer müsamahalı olmasaymış Mustafa Kemal’i Anadolu’ya GÖNDERMEYECEKMİŞ.

YİNE İŞİN İLGİNCİ anlı şanlı profesör ve araştırmacıların Vahdettin’i aklamak için yazdıkları kitaplarda padişahın bu beyannamesini görmelerine rağmen bu cümlesini gizlemeleri ya da hadi suçlamayalım görememeleri olacaktır. O nedenle Mustafa Armağan’ın işine gelmeyeni saklayıp işine geldiğini yazdığı cümlelere alıştık artık.

Sanırım bu kişilerin Ahmet Avni Paşa’yı da biraz tanıtmaları gerekecek. Damat Ferit hükümetlerinde önce Nafia sonra vekil olarak Harbiye ve sonra da Bahriye Nazırlığı görevini yapan Ahmet Avni Paşa öncelikle ülke işgal edilirken düşmanlarla işbirliği yaptığı yükünü üzerinde taşıdığını belirtmekte yarar var. Paşa İstanbul’un işgali ve o bilinen fetvanın yayınlandığı günlerden hemen sonra 15 Nisan 1920’de Vahdettin’in başyaverliğine atanıyor. Samsun’a çıkış planları içerisinde Ali Fuat Cebesoy’un akrabası olan dönemin içişleri bakanı Mehmet Ali Paşa ile Ahmet Avni Paşa’nın başlangıçtaki rolleri önemliydi ama Kurtuluş sonrası bu ikisinin de ”yüzellilikler” içerisinde olduğunu unutmamak gerekiyor. Çünkü Samsun’a çıkılması ve kongreler sonrası artık herşey değişmişti. Kendilerinin denetleme ve soruşturma görevi ile gönderdikleri paşa ve paşalar önce Havza sonra da Amasya genelgesiyle İstanbul’a işgallere karşı direnmedikleri için suçlama getirmekteydi. Düşünelim; Amasya genelgesindeki “İstanbul hükümeti görevini yerine getirmiyor cümlesi” karşısında kendimizi İstanbul hükümetinin yerine koyalım. Ne düşünürdük. Doğru söylüyorlar, hadi istifa edelim ve onların yanına geçelim mi derler yoksa bu paşalara düşman mı kesilirlerdi. Ya da yine Amasya genelgesindeki vatanın bütünlüğünü yine ulusun azmi ve kararı kurtaracaktır.” cümlesi ne demekti? Daha Sivas Kongresi yıllarında İngiliz generallerinin bile üstlerine yazdıkları telgraflarda ”Nasyonalistler(Atatürk ve arkadaşları) Cumhuriyete gidiyorlar” dedikleri bir dönemde padişahın “ulusun azmi ve kararı” nın ulus egemenliğine gidiş olduğunu anlamaması ve ulus egemenliğinin padişahlığının sonu olduğunu görmemesi imkansız diye düşünüyorum..

Ahmet Avni Paşa’nın bandırma vapurunun hazırlanmasındaki rolü de Samsun’a çıkış öncesi sürece uygundur ve bu da hiçbir şekilde saklanmamıştır aksine Rauf Bey’in anılarında da belirtilmiştir.

Mustafa Kemal ile Ahmet Avni Paşa’nın tanışmaları 1.Dünya savaşı yıllarına dayanmaktaydı ama asıl görüşme mütareke yıllarındaydı. Atatürk’ün yaveri Cevat Abbas Gürer bu tanışıklığı şöyle anlatır. Cevat Abbas Mustafa Kemal’in daha önce kendisinden altta Yıldırım Orduları komutanlığı sırasında menzil müfettişi iken aciz olarak nitelediği Ahmet Avni Paşa’nın nasıl olur da Bahriye nazırlığına yükseldiğini anlayamadığını bu nedenle onunla tanışmak istediğini ve kendisinin bir görüşme ayarladıklarını. Bu tanışma sırasında Avni Paşa’nın evden getirdiği sefertasından yemek yediğini anlatır. Aynı görüşmeyi Mustafa Kemal de Falih Rıfkı’ya anlatmıştır.Mustafa Kemal “(Mehmet Ali Paşa)Bir defa da Bahriye Nazırı Avni Paşa ile gelerek muhtelif mevzular üzerinde benimle konuştular. Artık adeta ahbap olmuş gibi idik. Bir defa bu zatlar tarafından ”Cercle d’Oriant”ta bir öğle yemeğine davet olunmuştum. Bununla beraber şunu da sezer gibi idim: Temas ettiklerimin arkadaşları arasında bana emniyet etmek doğru olmadığı kanaatinde bulunanlar vardı. Bir gün Avni Paşa, otomobilini göndererek, beni Bahriye Nezareti’ne davet etti. Hatta evinden sefertası ile gelen öğle yemeğini de beraberce yedik. Bu saf nazırdan bir şeyler anlayabilmek için, ne düşündüğü, vaziyeti nasıl gördüğü hakkında bazı sualler sordum. Hiçbir şeyden haberi olmadığını ilk sözlerinden anladığım nazır, iyi şeyler düşündüklerinden, Sâye-i Şahâne’de, işlerin iyi olacağından, çok kuvvetli bulunduklarından, İngilizlerle anlaşmak üzere olduklarından bahsetti. Tebrik ettim ve çok hoşuna gidecek memnuniyet alametleri gösterdim. Avni Paşa, o vakit Harbiye Nazırlığı’nda bulunan Şakir Paşa’nın damadı idi.” demekteydi. Ahmet Avni Paşa’nın akrabaları onun aslında gönlünün Ankara’nın yanında olduğunu belirtirler ama daha sonra Ali Kemal’in İzmit’te linç edilmesi sonrası Avni Paşa’nın da aynı akibete uğramasından neden çekindiklerini de açıklayamazlar. (Yılmaz çetiner’in 26.07.2000 tarihli Milliyetteki röportajından) Kısa bir süreliğine “Her tarafımı istila eden kör ve nankörler arasında dolandım ve ıstırap içerisinde bunaldım. Bu şekildeki hilafete, kendimde ne direnme ve ne de itaat imkânını göremeyerek, ortalık sakinleşinceye kadar belirli bir süre için bu tehlikeli mıntıkadan uzaklaşmaya karar verdim” diye anlattığı Romanya’da Köstence şehrine gider.

1 Haziran 1924 tarihli kararnamede adı “seryaver Avni” sıfatıyla yüzellilikler içerisine girer. Sürgün yıllarında Vahdettin’den aldığı davet üzerine San Remo’ya giden Avni Paşa2nın bu daveti anlatışı şöyledir. Avni Paşa soruyor: “Efendimiz beni nasıl kabul edip istediniz?” Padişah cevap veriyor: “Bahriye Nazırlığı, Harbiye Nazırlığı yapmış bir paşa gidip de seryaver, saray nazırı olur mu?” Paşa paşa diyor Vahdettin, “Biz aslen Gürcüyüz, sizi Batum’da Gürcülerden çok dinledim. Size karşı bir sevgim, sempatim olduğu için ısrarla yanımdan olmanızı istedim, gözümden uzaklaştığınız zaman aklımdan hiç çıkmadınız…” Son Padişah Vahdettin ile gurbette. 4. Milliyet 28.7.2000. Yılmaz Çetiner

Daha sonra ise Lübnan da yaşar ve 1934 yılında vefat eder. Avni Paşa’nın anılarını yazdığını 2000 yılındaki Milliyetteki röportajda kızından öğreniyoruz. “Babam Avni Paşa genellikle evde oturur, hatıralarını yazardı. Bunların bir kısmı kayboldu ama şu elimdekiler duruyor” demişti. Refik Halid Karay da birlikte “yüzellilikler” içinde oldukları Avni Paşa’nın anılarını kitabında belirttiği gibi yine Vahdettin’in sürgünde yaverliğini yapan Tarık Mümtaz Göztepe de bu anıların Mısır’da Mahmut Muhtar Paşa’nın sadrazamlığı dönemini anlattığı için onun mirasçılarında olduğunu anlatmıştı. Bu yayınlanan anıların matbu olmayan 2 Meşrutiyet dönemini anlatan anılar olmadığı ve kızının elindekiler olduğu anlaşılıyor.

Ahmet Avni Paşa kitabında yaptığı hataları da şu şekilde itiraf etmiştir. “Üç hatamı itiraf ederim: 1) Saltanat makamını kabul etmemeliydim. 2) İhanetleri ortaya çıkan (Damat Ferid’inkiler başta olmak üzere) Mütareke hükümetlerine güvenmemeli ve geleceğimi onlara bağlamamalıydım. 3) Milletin (Mustafa) Kemal’e biat edemeyeceğine hükmetmemeliydim.”

Mütareke döneminde Damat Ferit hükümetlerinde bakanlık yapan, sonra yüzellilikler listesine girerek ülkeden gönderilecekken kendisi bir rivayete göre İngilizlerin yardımıyla ülkeyi terk eden ve sürgündeyken Vahdettin’in daveti ile belli bir süre San Remo’da onunla yaşayan bir kişinin yazdığı anılara tenkitle yaklaşılmasının açıklığı da ortadadır. Gerçek bu iken kendi çıkarları için bu kitaba sarılanların varlığı da amaçlarını çok net göstermiştir.

M.Emin Elmacı
İLK KURŞUN






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
Mesajın: