Büyük Türk Tarihi
Online Tarih Dergisi

Ana Sayfa

Türk kadını en eski Türk devletlerinde bile erkeklerle eşit haklara sahipti, savaşlara kadınlarla birlikte gidilirdi. Hakan, Hatunla beraber ülkeyi yönetirdi ve ayrıca çok geniş yetkilere sahipti, eski Türklerde tek eşlilik hakimdi kadının toplumdaki yeri önemli ve değerliydi. Müslümanlığın kabulünden sonra Arap kültürünün etkisi ile kadınlar ikinci sınıf muamelesi görmeye başladı ayrıca utanılacak çekilinecek gizlenecek şey manasına gelen Avrat kelimesi kullanıldı, çok eşliliğin önü açıldı ve kadınlar toplumdan...
15.09.2015
 
II. Abdülhamit 1876-1908 İstibdat Dönemi boyunca basına uyguladığı sansürler bugün iktidarın basın üzerinde uyguladığı baskıcı unsurun temelini oluşturmaktadır. II. Abdülhamit’in ve sansürlü döneminde sakıncalı görülen ve toplatılan 150 çuval kitap, Abdülhamit’in emriyle, Şeyhülislam’ın fetvasıyla hamamlarda yakılmıştır, ayrıca onlarca kitap ve dergi kapatılmış, gazeteci ve yazarlar sürgüne gönderilmiştir. Sansürün sınırı öyle geniş tutulmuş ki, bazı kelimelerin yazılması ve kullanılması yasaklanmış. Örneğin: “Grev, suikast...
15.09.2015
 
Halil İnalcık, 2009 yılında "Devlet-i Aliyye - Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar 1" isimli eserinin önsözünde kitabın üç cilt olacağını duyurmuştu. Kitabın ikinci cildi 2014 yılında yayınlanmış, bu kitabın önsözünde ciltlerin kurgusunda değişiklik olacağı söylenmişse de, kitabın yine üç cilt olacağı belirtiliyordu. Halil İnalcık'ın pek çok okuru, üçüncü ve son cildin ne zaman yayınlanacağını merak ediyordu. Halil İnalcık, geçtiğimiz günlerde Hürriyet gazetesinde yayınlanan bir röportajı sırasında, çalışmalarının beş cilt halinde yayınlanacağını şu sözlerle ifade etmişti: "Bütün Osmanlı çalışmalarımı beş cilt halinde neşretmekteyim. Osmanlı tarihinin...
14.09.2015
 
Dinsel açıdan bakarsak Tanrı Avrupa'yı koruyordu. Tarihsel açıdan bakarsak Türklerin kötü talihi sonucunda Yıldırım Beyazid, Aksak Timur'la aynı dönemde yaşamıştır. Timur'un gururu yenilmezliğinden geliyordu; bugün anlıyoruz ki Yıldırım ise yaklaşık bir yüzyıldan kısa bir süre sonra bir milyon kilometre karelik sağlam bir imparatorluğun vücut bulmasının gururuna sahipti. Aslında Timur, Bayezid'i kazandığı başarılardan dolayı kutlamıştı, ama onun gururunu ezmekten de geri durmamıştı. ''Kimsin sen, kendini bizimle kıyaslamaya cüret edersin?'' demişti. Bu arada Yıldırım Bayezıd, önünde
12.09.2015
 
Basın her zaman iktidarların kontrol altına almaya çalıştığı bir güç olmuştur. Çünkü basın, bir devletin yasama, yürütme, yargı güçlerinden sonra gelen en büyük dördüncü güçtür. Bu yüzden basını kontrol etmek önemlidir. İnsanlar basın sayesinde devlette olup bitenleri öğrenirler. Toplumlar, basının kendilerine verdiği bilgi kadar yaşadığı devletin durumu hakkında bilgi sahibi olur ve devlete karşı fikirleri bu bilgiye göre şekillenir. Basını kontrol altına almak, toplumu yönetmek demektir. Dünyada basının doğuşu 14. yüzyıla kadar dayanır. 14. yüzyılda...
06.09.2015
 
Fatih Sultan Mehmet'in döneminden önce de kardeş katli olayları yaşanmışsa da, Kardeş katlinin meşru bir hal alması, Fatih döneminde olmuştur. Fatih Kanunnamesinde, kardeş katliyle ilgili olarak şunlar yazmaktadır: " Ve her kimseye evlâdımdan saltanat müyesser ola, karındaşların Nizâm-ı Âlem için katl eylemek münasiptir. Ekser ûlema dahi tecviz etmiştir. Anınla amil olalar.’Kardeş Katli uygulaması hakkında olumsuz görüş belirtenler olduğu gibi, olumlu görüş belirten tarihçiler de vardır. Erhan Afyoncu, bir yazısında şunları söylemektedir: "Kardeş katlinin meşrulaştırılıp, şehzâdelerin...
03.09.2015
 
Günümüzde pek çok isim Mustafa Kemal Atatürk'ün demokrasiye karşı olduğu tezini savunmaktadır. Hatta, Türkiye'nin demokratikleşmesi için Atatürk ile hesaplaşılması gerektiğini savunanlar vardır. Bu düşünceyi benimsemiş olanlar, genel itibariyle, Atatürk hakkında pek bir şey bilmeyenler veya Atatürk hakkında bilgili olup da, bir takım sebeplerden dolayı, bildiklerini söylemeyenlerdir. Oysa Mustafa Kemal Atatürk'e göre en ideal rejim demokrasidir. Mustafa Kemal Atatürk'ün demokrasi hakkında ne düşündüğünü, öğrenmenin en kolay yollarından biri, Medeni Bilgiler kitabını...
03.09.2015
 
Türk topçusu ve piyadeleri, beş günün sonunda Dumlupınar’a ulaşmışlardı. O güne değin süren şiddetli muharebelerle pek çok çephede düşmana ağır darbeler vurulmuş ve geri çekilmeye zorlanmıştı. Bunun sonunda artık, bir ölüm kapanına düşer gibi, Dumlupınar’a toplanmış bulunuyorlardı. Türk ordularının kuzey ve güney kanatları birbirine yanaşarak, düşmanı hilal biçiminde bir kuşatmanın içine toparlamıştı… Askerler aç ve yorgundu… Günlerdir sıcak bir tas yemek yiyememişler; toz toprak içinde ölümle burun buruna düşmanla vuruşmuşlardı. Anadolu toprakları...
30.08.2015
 
Padişah Vahdettin, işgal yıllarında sadece İstanbul’daki bazı tarihi camileri ve mezarlıkları işgalcilere satmakla kalmamış, Kuran ve hadis meallerini de yasaklamıştır. Mustafa Kemal’in komutasındaki Türk ordularının 13 Eylül 1921’de Sakarya Meydan Savaşı’nı kazanmasından yaklaşık bir buçuk ay sonra işbirlikçi Padişah Vahdettin bir kararname yayınlayarak ayet ve hadislerin meallerinin gazetelerde yayımlanmasını yasaklamıştır. 23 Ekim 1921 tarihli kararnameyle yasak bildirilmiştir. Kararname 19 Ekim 1921’de imzalanmış...
29.08.2015
 
Tarihimizin en “acımasız” cami satışı son padişah Vahdettin tarafından gerçekleştirilmiştir. İşgal yıllarında saray ve hükümet, para ihtiyacı için İstanbul’daki ecdad mirasını; tarihi camileri, tarihi hamamları, medreseleri, hatta mezarlıkları bile işgalcilere satmıştır. Bu konudaki belgeleri ortaya çıkaran Atilla Oral’ın ifadeleriyle; “Vahdettin, atalarının emanetine sahip çıkmak isteyen bir padişah değildi. Eğer böyle biri olsaydı, ilk önce kültür miraslarına, ata yadigârlarına sahip çıkması gerekirdi. Oysa, bunlara sahip çıkmak amacıyla hiçbir çaba göstermedi. Aksine hayırsız mirasyediler gibi...
29.08.2015
 
Birinci Dünya Savaşı'ndaki yenilgisi üzerine Almanya, Fransa ile mütareke yapmak zorundaydı. Fransızlar, Almanlara mütareke şartlarını Compiegne Ormanı'nda kör bir hatta çekilen tren vagonunda imzalatmışlardı. Yandaki resimde Fransız General Foch, mağlup Almanya'nın temsilcilerini karşılıyor. (11 Kasım 1918). İkinci Dünya Savaşı'nın başlamasından sonra Hitler'in Batı Operasyonu'yla Almanlar Paris kapılarına dayandı. Bu fırsatı kaçırmayan Faşist Mussolini de Fransa'dan bir şeyler koparabilmek için saldırıya geçti (10 Haziran 1940). Fransa mağlup oluyordu. Fransa Başbakanı Reynaud'un istifası...
24.08.2015
 
Salih Omurtag, 1889'da Selanik'te doğmuştur. 1907 yılında Harp Okulundan mezun olmuş, 1910'da Harp Akademisini kurmay subay olarak bitirdikten sonra Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Riyaseti Karargâhında Karargâh Subaylığı, 1. Kolordu, 2. Ordu, 4. Kolordu, 5. Ordu, Doğu Ordular Grubu ve 3. Ordu Karargâh Subaylığı görevlerini yürütmüştür. 22 Ocak 1920'de görevli olarak geldiği Ankara'da kalarak Milli Ordu'ya katılmıştır. 1926 yılına kadar Genelkurmay Karargâhında Şubesi Müdürlüğü...
22.08.2015
 
Cumhuriyetin ilk yıllarında kurulan "İstiklal Mahkemeleri"nde kaç kişi hakkında idam kararı verildi? Son yıllarda bazı yazarlar "30 bin kişinin idam edildiğini" yazıp çizerken hangi belgeye ve hangi araştırmaya dayanıyorlar? Hemen yanıtlayalım: Hiçbir araştırmaya dayanmıyorlar. Bu konudaki yazıların hiçbir kanıt ve belgesi yok. "İstiklal Mahkemeleri" konusunda bugüne dek yayımlanan en kapsamlı ve doyurucu araştırma İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Ergün Aybars tarafından yapılmıştır. Aybars'ın Ankara...
22.08.2015
 
Gazi elinde dürbün, Kocatepe’de bulunduğu noktadan Sincanlı yönüne doğru bakıyordu. Sincanlı Ovası’na doğru kesif bir duman yükseliyordu. İlerleyen, taarruza kalkan alaylar, sanki Anadolu efsanelerinin birinden çıkmış, tarih denilen o sahnede oyunlarını olağanüstü bir yetenekle oynuyorlardı. İnsan haykırışları; kesif tüfek sesleri, arada bir kükreyen toplar, ölüm anında hançereden çıkan çığlıklar… Ve tepeden ovalara doğru inildikçe, güneşe doğru yönünü dönmüş bozkır çiçekleri… Çiçek umut ve gelecek demektir. Zaten bütün yürekler, bir çiçek gibi açarak, geleceğe uçmak istemiyor muydu? Top gülleleriyle havaya kalkan toprak yığınları, sağa sola ...
22.08.2015
 
Gün, henüz sökmemiş… Kocatepe’nin yalçın kayalıkları, üzerine düşen ay ışığıyla şavkıyor… Mustafa Kemal Paşa, ağır ağır kayalıkların üzerinden tepeye doğru yürüyor. Düşünceli… Kocatepe koyu, baskın bir sessizliğe teslim… Çıt çıkmıyor. Ancak, binlerce Türk askeri, siperlerinde… Topçular hazır… Eller tetikte… Günlerce süren yığınak büyük bir sessizlikle gerçekleştirilmiş. Hep geceleri yürünmüş. Atların, katırların ayaklarına, kağnıların tekerleklerine çaputlar sarılmış, ses çıkmasın diye… Şimdi siperlerin içinde askerler, sessiz mi sessiz...
21.08.2015
 
Çanakkale Savaşı’nı yalnız karşılıklı güçlerin birbirlerine yönelttikleri silahlarıyla gerçekleştirdikleri muharebeler bütünü olarak yorumlayabilir miyiz? O, eğer yalnız muharebelerden oluşan bir cephe olarak ele alınırsa; emin olunuz, ondaki ruhu ve derin anlamı kavramak mümkün olmaz… Şöyle söyleyelim: Bir savaşın insani yönü nedir? Yalnız savaşan orduların ileri ve geri çekilişi olarak bakarsanız; onun içinde nefes alan, koşan, yorulan her bir erin ruh dünyasını ve karşılaştığı güçlükleri dikkate almazsınız. Bununla birlikte savaşın toplumsal ve insani boyutuna inemezsiniz… Gelibolu, küçücük bir yarımadadır… Onda kısa süre içinde yüzbinlerce kişi toplandı...
16.08.2015
 
Tarihçiliği insanlara gerçekleri anlatmak yerine menfaat ve kazanç sağlamak için yapanlar gün geçmiyor ki yeni bir tarihsel yalan uydurmasın. Genelde hiçbir mantığı ve sağlam dayanakları olmayan, tamamen toplum mühendisliği amacı güden, insanların zihninde farklı algı yaratmaya çalışan uyduruk iddiaları sistemli bir şekilde sırayla servis ediyorlar. Maalesef tarih kültürü zayıf, hayatı boyunca tek bir tarih kitabı bile okumayan insanlar bu yalanları gerçek sanarak, gerçekte bir lise öğrencisinin tarih bilgisinden bile yoksun insanlara sözde ”gizli gerçekleri açıkla...
14.08.2015
 
Atatürk’ü anlamak hem zor hem kolaydır. Zordur, çünkü Atatürk bir dahidir ve dâhilerin kendilerine özgü bir düşünce sistematiği, kendilerine özgü bir yaşam matematiği vardır. İşte bu dehadan doğan “özgünlük” onu anlamayı zorlaştırır. Kolaydır, çünkü Atatürk tüm ömrünü ulusuna adamış “halkçı” bir düşün ve eylem önderi olarak hep halktan biri, hep halkla iç içedir. Bu nedenle doğrudan halka yönelik söylem ve eylemleri halkın anlayacağı sadelikte, açıklıkta ve netliktedir. Doğrusu Atatürk’ü iyi anlamak için bir hayli çaba harcamak; onun hakkında çok okumak, çok araştırmak...
14.08.2015
 
İnsanoğlu, toplumsal yaşama geçip devlet adı verilen teşkilatı kurduğu günden beri yolsuzluk vardır. Yolsuzluk insanlığın tarihi kadar eski ve tedavisi mümkün olmayan bir hastalıktır. Çünkü insan, doğası gereği doyumsuz ve bencildir. Her şeyden önce kendi çıkarlarımızı düşünmek moda deyimle ”fıtratımızda” var. Rüşvet ve yolsuzluk tarih boyunca yazılı kanunlarda yer almıştır. Babil’in ”Hammurabi kanunları”nda, Mısır’ın ”Anastasi papirusu”nda,Hintlerin “Arthaçastra”sında , Romalıların”12 levha kanunu”nda ve semavi dinlerin kutsal kitaplarında rüşvet ve yolsuzluk suçtur...
11.08.2015
 
Kasım 1918’den itibaren Anadolu’nun ve Trakya’nın işgal edilmeye başlanması tüm vatanseverler gibi Mehmet Akif’i de derinden yaralamıştır. Akif o işgal günlerde İstanbul’da Sebilürreşad’da yayımladığı yazılarında teslimiyetçilere ve mandacılara inat halka sabır, ümit ve cesaret aşılamaya çalışmıştır. Örneğin, sansüre rağmen derginin 3 Nisan 1919 tarihli 402. sayısında yayımlanan “Bugünün Büyük Vazifesi” ve “İttihad-ı Milli” başlıklı yazılarla halka direniş çağrısı yapılmıştır. “Bugünün Büyük Vazifesi” başlıklı yazıda bugünün görevinin...
05.08.2015
 
Bir anda Türkiye’yi heyecana boğan bir haber: “Yunanistan’da EOKA olarak bilinen bir cunta, 15 Temmuz 1974 günü bir darbe yaparak iktidarı ele geçirmişlerdir. Bu darbe aynı zamanda, Yunanistan’daki Rum Yönetimi başkanı Bapiskopos Makarios’a karşı yapılmıştır. Amaçları, Kıbrıs adasında Türkler’e büyük bir imha hareketi başlatarak, etnik arıtıma uğratmak, sonra da Kıbrıs adasını bütünüyle Yunanistan’a bağlamaktır”… Haber Türkiye’de bomba gibi patladı. İktidarda CHP ile Milli Selamet Partisi’nin ortaklaşa kurduğu koalisyon hükümeti vardı ve başbakan, Bülent Ecevit’ti. O zamanlar Türkiye’de televizyon pek...
02.08.2015
 
Mustafa Kemal Paşa 3 Temmuz 1919'da Erzurum'a geldi. İstanbul'un ısrarla geri çağırmasına olumsuz cevap vermiş, görevden alınacağını anlayınca aynı gün Paşa da istifa etmişti (7/8 Temmuz). Artık sade bir vatandaştı. Ama bu onu etkilememişti. İstifasından sonra hem Vilâyat-ı Şarkiyye Müdafaa-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti Erzurum şubesi, hem Erzurum halkı, hem de XV. Kolordusuyla Kazım (Karabekir) Paşa arkasındaydı. Cemiyetin Erzurum şubesi Mustafa Kemal Paşa'ya gönderdiği 10 Temmuz tarihli bir yazıyla "Paşa'nın...
28.07.2015
 
24 Temmuz 1923: Lozan Barış Antlaşması'nın imzalandığı gün... 24 Temmuz 2015: Lozan Barış Antlaşması'nın tam 92. Yılı... Aradan tam 92 yıl geçmiş... 24 Temmuz 1923 tarihinde savaş yorgunu o yoksul Türkiye, bütün emperyalist dünyaya kafa tuttuğu zorlu bir savaşı kazandığının belgesini, uluslararası bir antlaşma yaparak eline almıştı. Bütün dünya onun başarısına şapka çıkarmıştı. O, güçsüz ve ezilen öteki ülkeler için umut kaynağıydı. Emperyalizm onun karşısında diz çökmüş, ezilenlerin bağımsızlık arzusu ve iradesi onun başarısıyla şahlanmıştı., Artık yeni bir dünya kuruluyordu ve bu dünyanın öncüsü, 11 milyonluk bu yoksul ülkeydi. Ulus devlet onun...
23.07.2015
 
Son yıllarda Atatürk düşmanı kesimde ”Karabekircilik” modası başladı. Yıllardır Atatürk’e karşı bir kahraman yaratma ihtiyacı hissediyorlardı. Önce Vahdettin’i parlatmaya çalıştılar Atatürk’ün yanında sönük kaldı sonra Çerkez Ethem’i kullanmaya çalıştılar o da düşmana sığındığı için mağdur edebiyatından öteye geçemediler. Aradıkları kişi Atatürk gibi düşmana sığınmamış, savaş kazanmış biri olmalıydı. Bu özellikleri karşılayan kişi ise Karabekirdi. Hem düşmana sığınmamış, hem de doğuda Ermenilere karşı zafer kazanmış bir komutan...
20.07.2015
 
İstanbul… Yedi tepe üzerinde, Asya ile Avrupa’nın birleştiği Doğu ve Batı ticaretinin kesiştiği, kültürlerin buluşma noktası… Doğu Roma ve Osmanlı İmparatorluğu’na yüzyıllarca başkentlik yapmış; geçmişi ve güzelliğiyle ressamlara, yazarlara, şairlere ilham veren, hayalleri süsleyen rüyalar “Şehr-i İstanbul” Bu “Şehr-i İstanbul”, Mustafa Kemal’in hayatında da önemli bir yere sahipti. O, 1899 yılında Harp Okulu öğrencisi olarak İstanbul’a gelmiş; genç bir subay olduğu günlerin güzelliklerini de sıkıntılarını da burada yaşamıştı. Mustafa Kemal, bu tarihi kenti...
20.07.2015
 
İkinci Dünya Savaşı'nda Türkiye, tarafsız bir politika izleyerek, savaş dışında kalmak için çaba harcadı. Ülkede Tek Parti yönetimi vardı. İsmet Paşa Cumhurbaşkanı, Refik Saydam başbakandı. Avrupa’da çıkan ateş, dünyayı kaplamış ve gelip Türkiye’ye dayanmıştı. Atatürk öleli daha bir yıl olmuştu. Bir anda Türkiye istemese de savaşın içinde kalabilirdi. Bu nedenle savaş ekonomisi uygulama ve savaş için silah, cephane ve gıda yığınağı yapmak zorunluluğu vardı. Ülke olağanüstü günler yaşıyordu. Seferberlik ilan edildi. Ardından çok sayıda gencin askere...
12.07.2015
 
1. İnönü Muharebesinden sonuç alamayan Yunan, Türklerin dinlenmesine imkan vermemek ve imhasını sağlamak için 23 Mart'ta Bursa ve Uşak olmak üzere iki koldan harekete geçti. 26 Martta İnönü'ye yaklaşan düşman, Türk ileri birlikleriyle muharebe ederek 27 Martta İnönü mevzilerine dayandı. 28 Martta şiddetli bir taarruz başladı. 28, 29 ve 30 Mart günleri dehşetli muharebeler oldu. İsmet Paşa, 30 Martta İnönü'ye yetişen takviye kuvvetleri taarruza kaldırdı ve cephenin durumu düzeldi. 31 Martta İnönü mevzilerinden düşmanın eline geçenler malzemelerle beraber geri...
09.07.2015
 
Refik Saydam, 8 Eylül 1881'de İstanbul'da doğmuştur. Babası, İstanbul'da yağ ticareti yapan, aslen Çankırılı Ahmet Efendi'dir. Refik Saydam, mahalle mektebi, Fatih Askeri Rüştiyesi ve Kuleli Askeri Lisesi'nde okuduktan sonra 1905 yılında Askeri Tıbbiye'yi doktor yüzbaşı olarak bitirmiştir. Okul hayatından sonra Gülhane Hastanesi'nde ve çeşitli birliklerde görev almış, 1910 yılında eğitim için yurtdışına gitmiştir. Alman ordusunda staj yaparken 1912'de Balkan Savaşı'nın patlaması üzerine İstanbul'a geri dönmüştür. Bu savaş sırasında kolera hastalığını önleyici...
08.07.2015
 
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün dedesi Kızıl Hafız Ahmet Efendi’nin Makedonya Cumhuriyeti sınırlarında yer alan Köyü. Bugün Batı Makedonya’daki Debre şehri; Osmanlı Devleti Döneminde Manastır (Bitola, Bitolji) Vilayeti’ne bağlı dört sancaktan biri olan “Debre-i Bâlâ”nın merkezi idi. “Kocacık”, Jupa Bölgesi’nde Debre (Debar) şehrine bağlı yine aynı isimle anılan bir köydür. 1912 yılına kadar varlığını “nahiye merkezi” olarak sürdüren Kocacık, günümüzde Yukarı Jupa Belediyesi’ne...
07.07.2015
 
İnsanlık tarih boyunca sürekli bir arayış içinde olmuştur ve yüzyıllar içinde farklı yönetim şekilleri uygulamışlardır. Önce şehir devletleri, sonra feodal beylikler , büyük imparatorluklar , 1789 Fransız ihtilalinden sonra milliyetçilik akımıyla başlayan ulus devletler.. Bu dönüşüm içinde bugün en iyi kabul edilen yönetim şekli demokrasi ve Cumhuriyettir. İkisini ayrı ayrı kullandım çünkü her demokrasi cumhuriyet olmadığı gibi her cumhuriyette demokratik değildir. Demokratik rejimlerin olmazsa olmaz şartı halkın hür iradesini kullanarak yaptığı bağımsız seçimlerdir fakat sandık demokrasinin teminatı değildir. Tarih, sandık ile iktidara gelen diktatörlerle doludur.
03.07.2015
 
Büyük Petro, 1672 yılında Moskova'da doğdu. On yaşında ağabeyi ile beraber tahta çıkmasına rağmen, ancak yedi yıl sonra, bir saray darbesi sonrasında ülkenin kaderi hakkında tek başına söz söyleyebilecek konuma geldi. 1721 yılında öldüğünde ardında bıraktığı ülke, eskisine oranla çok daha farklıydı.Osmanlı tarihçileri ondan, bahsederken "Deli" kelimesini kullanmıştır. Petro gerçekten de garip bir insandı. İki metre boyunda olmasına rağmen, aşırı küçük elleri vardı. Yürürken zorlanan Petro bir çok tike de sahipti. Petro'nun sadece görüntüsü değil, davranışları da...
27.06.2015
 
Mustafa Kemal Paşa 29 Ağustos 1919’da Erzurum’dan Sivas’a giderken, Diyap Ağa ve arkadaşları, Ali Galip’in topladığı ayrılıkçı Kürtlerin, Erzincan boğazında Atatürk’e zarar vermelerini engellemek için oraya gelerek Atatürk’ü korumuşlardır. Ali Galip’in, Erzincan boğazında Atatürk’e pusu kurmayı düşündüğünü öğrenen Diyarbakır 8. Kolordu Komutanı, Dersimli Binbaşı Hasan Hayri Bey’i Dersim’e göndererek Dersimli aşiretleri Atatürk’ü korumaya çağırmıştır. Hasan Hayri Bey, Elazığ’a gelip Hüseynik köyünde kayınpederinin yeğeni Karerli Mehmet Efendi’ye misafir olmuştur. İşte o Karerli Mehmet Efendi, Diyap Ağa ve arkadaşlarının, Erzincan boğazında Atatürk’e yapılacak...
26.06.2015
 
Tarih boyunca din, toplumları istediği şekilde yönlendirmek, kontrol altına almak için kullanılan en büyük silah olmuştur. Diktatörler, krallar, sultanlar her zaman dini, kendi iktidarlarının meşruiyet aracı olarak görmüştür. En büyük zalimlikler, din kisvesi altında meşrulaştırılmış, saf temiz inançlı halk din ile korkutularak sindirilmiştir. Türk milleti de yüzyıllar boyunca ”iktidarlarını Allahtan aldığını” söyleyen sultanların yönetimi altında sömürülmüş, köle gibi çalıştırılmış, savaşlarda öldürülmüştür. Halk bir yandan kendisini Allahın yer yüzündeki gölgesi...
19.06.2015
 
“Baba” lakabıyla takmıştı ona halk… Ve baba giyimi kuşamı, nükteleri; uzun soluklu siyaseti, demokrasi mücadelesi, barajlar krallığı, İslamköy’de iken onun için kullanılan “Sülü” lakabıylala hep halkın ilgisini çekti. Fötr şapkası ve kara güneş gözlükleri nasıl unutulabilir ki? Kuşkusuz siyaseten eleştireceği çok yanları vardı: Örneğin, yeğenlerinden Yahya Demirel’in yolsuzlukları gündeme geldiğinde; “25 yaşındaki çocukla uğraşıyorlar” demişti. Ya da İlksan yolsuzluğunda, yolsuzluk yapanlara usulsüz kredi verilmesiyle ilgili olarak; “Verdimse ben verdim, ne olacak?” diye...
17.06.2015
 
Atatürk, yeni Türkiye’yi tarihten çıkarttığı derslerle biçimlendirmiştir. Türk’ün Osmanlı döneminde unutulmaya yüz tutan tarihini ve dilini yeniden arayıp bulmuş ve Türk ulus devletini, Türk tarihi ve Türk diliyle beslemiştir. Türk Tarih Tezi ve Türk Dil Tezi’nin fikir babası Atatürk’tür. Okuduğu 5000’e yakın kitabın 1000’e yakını tarihle ve dille ilgilidir. Tarih ve dille ilgili düşüncelerini yazmış, dahası dil çalışmalarına bizzat katılıp çok sayıda sözcük türetmiştir. Yazdığı “Geometri Kitabı”nda Arapça, Farsça matematik terimlerine Türkçe karşılıklar bulmuştur....
12.06.2015
 
15. yüzyıl, hem Türk hem de dünya tarihi açısından önemli bir yüzyıldır. 13. yüzyılın sonlarında yıkılan Selçuklu imparatorluğu toprakları üzerinde bir uç Türkmen beyliği olarak ortaya çıkan Osmanlı beyleği yaklaşık 1 asır sonra bir balkan imparatorluğu haline gelmiştir Hristiyan batıyı ve yanı başında olan Doğu Roma imparatorluğunu tehdit eden bir güç olmuştur ve doğu ile batı arasında bir güç kavgası başlamıştır. İşte bu güç kavgasının doruk noktası İstanbul’un fethidir. Ortodoksların 1000 yıllık başkentinin bir müslüman imparator tarafından fethedilmesi...
06.06.2015
 
Muzaffer bir milliyetçilik, ama belirtmek gerekir ki, dış dünyaya karşı hiç bir şekilde saldırgan olmayan milliyetçilik. Şüphesiz iki harp arasında bazı Türk düşünürleri hala Jön Türklerin meşhur, irrendantist tasarılarını hatırlamaktan zevk almaktaydılar: Yeni Türkiye'nin okullarında Ziya Gökalp'in Pantürkist şiirleri korkutmağa devam etmektedir: Kemalist Hükümet ise bütün bu gelip geçici yayılmacılığa karşı kendisini şiddetle savunmakta ve tek gayesi bulunduğunu vurgulamaktadır: Lausanne Anlaşmasıyla çizilmiş milli hudutlar içinde modern bir devlet yaratmak. Zamanın diğer otoriter rejimlerinin ekserinin tersine, Türk rejimi savaştan değil, kararlılıkla barıştan yanadır.
31.05.2015
 
Hep İstanbul boyutunu biliriz... Oysa, Atatürk için en görkemli cenaze töreni, 21 Kasım günü Ankara’da yapıldı. Ankara valisi Yahya Bey’di... İsmet Paşa Ankara’da bulunuyordu... Başbakan Celal Bayar apar topar İstanbul’a gitmiş, Gazi’nin cenaze törenleri ile ilgilenmekteydi. Dört bir yandan gelen yabancı devlet adamları, büyük öndere karşı son görevlerini yapmak için İstanbul’a doluşmuşlardı. Yurt dışından onları taşıyan gemilerin Türk Limanlarına yanaşmalarına ve üniformalı olarak kendi personelini indirmelerine izin veren bir kararname yayınlanmış; yine yabancı konuklar için...
29.05.2015
 
Mustafa Kemal Atatürk'ün doğum tarihi hakkında pek çok fikir öne sürülmüştür. Atatürk'ün hangi tarihte doğduğu tam olarak tespit edilmemiştir. Ama en kuvvetli görüş bu tarihin 4 Ocak 1981 olduğu görüşüdür. Pek çok araştırmacı bu konuda fikir farklı öne sürmüştür. İşteo fikirlerden bir kaçı: Faik Reşit Ünat'ın yaptığı araştırma çelişkili sonuçlar ortaya çıkarmıştır. Faik Reşit Ünat, Zübeyde Hanım'ın komşularıyla konuşmuş ve iki farklı sonuca ulaşmıştır: ilk sonuç Atatürk'ün bir kış gününde doğduğduğudur. İkinci sonuç ise Atatatürk'ün ilkbaharda doğduğu yönündedir. Enver Behnan Şapolyo'ya göre Atatürk'ün doğum tarihi, 23 Aralık 1880'dir. Şevket Süreyya Aydemir'e göre ise Atatürk, 4 Ocak 1881 tarihinde doğmuştur.
29.05.2015
 
Atatürk'ün ilk biyografisi olan Bozkurt'un yazarı, H. C. Armstrong Osmanlı'ya karşı savaşmış ve esir düşmüş bir İngiliz istihbarat subayıydı. Mütareke dönemi, İstanbul'unda görev almış, görevi gereği pek çok Türk'ü kurşuna dizdirmişti. Bütün bunlara rağmen Bozkurt, Cumhuriyet'i ve devrimleri özümseyememiş olanlar tarafından önemli bir kaynak olarak kabul edilmiştir. Bu eseri önemli bir kaynak olarak görenler arasında en etkili olan kesim Neo Osmanlıcılardır. Osmanlı'ya sahip çıkmak, iddiasında olan bu kesimin, Bozkurt isimli eseri sahiplenmiş olması gerçekten ilginçtir. Çünkü, H. C. Armstrong eserinde Osmanlı'ya da hakaret etmekte...
25.05.2015
 
Onca büyük iş başarmış büyük adamlara ölüm yakıştırılamaz. Ancak ölüm, tıpkı doğum ve yaşam gibi doğal bir durumdur. Her canlı doğar, büyür, belli bir süre yaşar ve ölür... Atatürk de öyle... O, yetim büyümüş bir çocuktu. Gün geldi beş kuruş bulamadan, genç bir delikanlı olarak İstanbul’da Harbiye’de okuduğu günlerde zaman geçirmek zorunda kaldı. Hep aklında annesi ve kız kardeşi vardı: Ne yer, ne içerler; nasıl geçinirler; ne yaparlar, ne haldedirler? Onun yakasından hastalıklar hiç bir zaman düşmedi. Daha yirmili yaşlarda böbrek rahatsızlığına uğradı. Yine Derne’de iken, ağır bir göz iltihabı nedeniyle bir gözünde hafif bir şehlalık oluştu. Zamanla ölümden dönen olaylar...
25.05.2015
 
Kendi tarihlerinde radikal değişim ve dönüşümlere imza atan tüm devlet adamlarının birtakım olumsuz sıfatlarla anılmaları adeta kaderleridir. Deli Petro örneğinde olduğu gibi II. Mahmud da geleneksel ve muhafazakâr çevreler tarafından ”Gavur Padişah” olarak yaftalanmıştır. II. Mahmud devrinde özellikle kılık kıyafet alanında 1829’da atılan radikal adımlarla fes, pantolon, ceket gibi yeni kıyafetlerin benimsenmesi, onun ciddi bir biçimde eleştirilmesine neden olmuştur. Bundan başka yine 1829’da İngilizler’in Osmanlı-Rus barışını sağlayan Edirne Antlaşması’nı (14 Eylül 1829) kutlamak üzere Blonde Firkateyni’nde verdikleri baloya ilk defa...
22.05.2015
 
Papa Eftim, 1884 Yozgat/Akdağmadeni’nde doğdu. 21 yaşında iken ruhbanlık mesleğine girdi. 1912’de diyakos, 1915’de papaz oldu. Keskin metropolitliğine atandı. 1918’de “Fesat ve Hıyanet Ocağı” olan Fener Rum Patrikhanesinin “Megalo İdea” kökenli bölücü politikalarına karşı çıkarak Keskin’de bir miting düzenleyip Fener Patrikhanesini tanımadığını bildirdi. “Fenerin mumunu söndüreceğim” diyerek, Kayseri’de Bağımsız Türk Ortodoks Patrikhanesini kurdu, ibadetin Türkçe yapılmasına karar verdi. Bu baş kaldırış gazetecilerin dikkatini çekmişti.Kendisini Türk dostu Papa Eftim olarak tanıtan gazetecilere “Ben Türk dostu değil,
22.05.2015
 
Tarih boyunca mesleklerin en korkuncu olan cellâdlık, Osmanlı İmparatorluğu’nda resmî bir teşkilâttı. İdamlık her suç başka şekilde infaz edilir, siyasî mahkûmlar boğdurulur, katiller işkenceyle öldürülür, korsanlar çengele geçirilir, yol kesenler ise kazığa oturtulur, bazen omuzlarına ve kaba etlerine mum dikilirdi Celladlık, tarih boyunca mesleklerin en korkuncu, en ürperticisi oldu. Cellâdlardan herkes ürktü, herkes çekindi ama asırlarca işbaşında kaldılar ve sanatlarını icra ettiler. Tarihimizdeki cellâdlar hakkında çok az araştırma yapıldı, onlarla ilgili çok az şey yazıldı. Yarım asırdan daha önce bir dergide yayınlanmış olan bu yazı da işte onlardan, cellâdları konu alan tek-tük araştırmalardan biri:
22.05.2015
 
19 Mayıs 1919 günü Samsun’da yeni bir “Ruh” doğdu. O gün Türk Ulusu, Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde, tarih sahnesine güçlü biçimde adım attı. Mustafa Kemal Paşa, o muhteşem yolculuğun önderi olarak Samsun’da Anadolu topraklarına ayak bastığında tek şey düşünüyordu: Artık bu noktada, ne Saray’dan ne de hükümetten bir çare beklemenin anlamı yoktur. Tek dayanacak güç vardır, o da ulusun kendisidir... Ulus... Yani Türk Ulusu... O şimdi perişan bir durumdadır. Ardı ardına savaşlar nedeniyle millet, bütün varını yoğunu seferber etmiştir. Onca savaşlarda kırılmış...
18.05.2015
 
Tarih, 1277… Karamanoğlu Beyliği’ndeyiz… Karamanoğlu Mehmet Bey, ünlü fermanını vermiş: -“Bundan böyle dergâhta, bargâhta, mecliste ve meydanda Türkçeden başka dil kullanılmaya”… Hay maşallah! Evet, böyle söylemiş ünlü Türk Beyi... O günlerde artık Selçuklu Devleti yıkılmaya yüz tutmuştu. Anadolu’da çok sayıda beylikler ortaya çıkmaktaydı. Anadolu Selçuklu Devleti’nde bilim dili Arapça, sanat dili Farsça’ydı. Örneğin Asaf Bey, Asafname’yi Arapça yazmıştı... Gönüller sultanı Mevlana da ünlü rubailerini Farsça yazıyordu...... Bir derviş olan Yunus Emre ise şiirlerini arı duru Türkçe okuyordu... Ya elim al kaldır beni Ya vaslına erdir beni Çok ağlattın...
13.05.2015
 
Atatürk, 1937’de Tunceli’ye yaptığı geziden sonra Celal Bayar, Şükrü Kaya, Ali Çetinkaya, Kâzım Orbay ve Abdullah Alpdoğan ile Elazığ İstasyonu’nda bir toplantı yapmıştır. Bu toplantıya ait 17 Kasım 1937 tarihli belgeye göre şu kararlar alınmıştır: “1. Arazi, su, hava bakımından barınılması güç olan bölgeler halkının daha iyi şeraiti haiz yerlere nakli teemmül edilmeli ve mali külfet tahmin edilerek tespit edilmelidir. 2. Pertek arazisi iyidir. Tedavi keyfiyeti nazarı dikkate alınmalı. 3. Büyük kesif köyler yapılmalı ve kültürü temin edilmelidir. 4. Maden amelesi olarak kaç aile naklolunabilir? 5. Münferit dağ köylerini toplayıp ovalara teksif edilmeli. 6. Girlayik’te pancar mıntıkası tesis ederek dağlıları ovaya indirmek lazımdır.” ResimGörüldüğü gibi Atatürk ve arkadaşları Tuncelilileri yerlerinden, yurtlarından sürmeyi...
13.05.2015
 
12 Eylül Darbesi, ABD başta olmak üzere bir çok ülke tarafından desteklenmiştir.Her fırsatta Türkiye'ye demokrasi dersi vermeye kalkan, batı ülkelerinin böyle bir tavır içinde bulunmuş olmaları oldukça dikkat çekicidir.Bu gerçek,13 Eylül günü önde gelen İngiliz basın kuruluşu BBC'nin Türkiye yayını yapan ayağı darbenin ardından yaptığı yayınla hafızalara kazındı. 'Londra'dan Dünya'ya bakış' programında Askeri Darbe sonrası tepkiler ve yankılara yer verilirken darbenin karşısında bulunan en büyük tehlikenin MHP lideri Alparslan Türkeş'in olduğu yorumlarının yanı sıra Kenan Evren'in yurtdışına verdiği güvenden bahsediliyor. ABD basını ise Washington yönetiminin hiç bir zaman bir askeri darbeye bu denli...
10.05.2015
 
Elektriğin olmadığı zamanlarda dünya çok daha karanlıktı.Bu karanlığa bir de cehalet eklendiğinde, bir takım efsaneler kendiliğinden doğuyordu.Bu efsanelerin ortaya çıkmasındaki en büyük etken ise insanoğlunun, doğa karşısındaki çaresizliğiydi.Vampir efsanesi de bu şekilde ortaya çıktı. Vampir efsanesinin en eski bulgularına Sumerler ve Babil uygarlıklarında rastlıyoruz.Bu uygarlıkların efsanelerinde vampir, kızgın ruh kavramı ile ilişkilendirilir.Bu mitlere göre, düzgün bir şekilde gömülmemiş olan insan geriye dönüp, yaşayan insanların kanlarını emerlerdi.Eski Hindistanda ise kadınlar uyurlarken kana susmış, cinlerin saldırısına uğradıklarını iddia...
10.05.2015
 
Birinci Dünya Savaşı sona erdiğinde ülkeyi büyük bir umutsuzluk sarmıştı. Kimileri yenilginin faturasını başkalarına kesme derdindeyken, kimileri de yenilgide payı olmasa da suçluluk duyuyordu. Çoğu kişi ise maziye özlem duyuyordu. Böyle bir karmaşa ortamında insanlar duygularını yazıya döktüler.O dönemden günümüze kalan yazılı eserler bu gün bile bizleri hüzünlendiriyor.Milli mücadelenin sonuçlanmasının ardından ise umutsuzluğun yerini umut, suçluluk duygusunun yerini ise gurur duygusu alacaktı. Bütün bu dönüşüm çok kısa bir sürede gerçekleşecekti. Osmanlı aydının maziye özlem duyması yeni bir şey değildi.Osmanlı aydını, bir zamanlar, dünya siyasetinde söz sahibi...
10.05.2015
 
Fatih Sultan Mehmed, hiç şüphe yok ki Osmanlı tarihinin en büyük padişahıydı. Osmanlı'nın kurucusu Osman Gazi olsa da, bugün anladığımız Osmanlı'yı, yani cihan imparatorluğunu kuran kişi Fatih Sultan Mehmed'ten başkası değildi. O, bu idealini gerçekleştirmek için pek çok adım atmıştı. Bunlardan en önemlisi şüphesiz, İstanbul'un fethiydi. Fatih Sultan Mehmed, büyük işler başarmış olsa da onun büyüklüğü yaşadığı devirde yeterince anlaşılamamıştır. İşte bu yüzden 3 Mayıs 1481 tarihinde hayata gözlerini yumduğunda aslında pek çok kişi sevinmişti. Hatta, büyük tarihçi Franz Babinger, onun zehirlendiğini iddia ederken, kendi çevresinkiler tarafından da zehirlenmiş olabileceği, düşüncesini de ortaya atacaktı...
10.05.2015
 
Kurtuluş Savaşı yeni bitmiş. Cumhuriyetin temel taşları konulmaya başlamıştı. Daha sonra İngiltere tahtına oturacak olan Prens Edward, ülkesinin sömürgesi olan Hindistan'ı ziyaret ediyordu. Top ve trampet sesleri arasında gemisinden indi. Ve büyük bir düş kırıklığı yaşadı. Kendisini karşılamaya sadece birkaç mihrace ile birkaç yerli görevli gelmişti. Üzgündü. Babası Beşinci George'a bir mektup yazdı. "Acaba bu durum, Gandi'nin düzenlediği bir aşağılama gösterisi midir?" İngiliz Kralından gelen yanıt tarihe geçmiştir: "Hayır! Bunun nedenini Mustafa Kemal'in açtığı Kurtuluş Savaşında aramak daha...
10.05.2015
 
İngiliz gizli belgeleri üzerinde yapılan araştırma, Kurtuluş Savaşı günlerinde İngilizlerin Ermeni ve Kürt azınlıkları kışkırtmak için yoğun çalışmalar yaptıklarını kanıtlamaktadır. Bu belgelerden iki tanesini aktaralım: Amiral Sir F. Derobeck'ten Lord Curzon'a gönderilen rapor (Sayfa no:108, belge 103, tarih: 28 Temmuz 1920): - Kürt meselesi hakkında sizin fikrinizi bilmiyorum, daha kesin bir karara varmanız için bunu yazıyorum. Damat Ferit bana geldi, sulh anlaşmasına göre Kürtler ayrı bir devlet olacaklar. Kürt liderleri Mustafa Kemal'i sevmezler, çünkü...
10.05.2015
 
Atatürk, 1 Kasım-10 Kasım 1918 tarihleri arasında Yıldırım Orduları Komutanı sıfatıyla Adana’dan Ahmet İzzet Paşa’ya gönderdiği telgraflarda kendisine izin verildiği takdirde düşmanı (İngiliz ve Fransız kuvvetleri) Anadolu’ya sokmayacağını bildirmiştir. Ancak Ahmet İzzet Paşa, İtilaf devletleriyle ateşkes antlaşması imzalandığını belirterek hiçbir şekilde düşmana karşılık verilmemesini istemiş; düşmana ateşle karşılık vermekten söz eden Atatürk’ü de görevinden alıp İstanbul’a çağırmıştır. Atatürk ise İstanbul’a gitmeden önce Adana’da...
07.05.2015
 
Nevruz Türk kültür tarihinin, hem islam öncesi, hem islam sonrası kutlanan önemli ve eski bayramlarından biridir. Tarih boyunca hiç bir dönemde unutulmamış, islam öncesi şaman geleneklerinden, Selçuklulara, Osmanlılara ve günümüze kadar kutlanmıştır. Bugün Orta Asya Türk devletlerinde değişik törenlerle kutlanmaktadır. Nevruz eski İran takviminde yılın ilk günüdür ve güneşin koç başına girdiğine, baharın başladığına inanılır. Nevruz insanlığın avcılıktan tarım toplumuna geçtiğinden beri baharı müjdelediği için bolluğu, bereketi, doğanın dirilişini, insanın doğayla barışmasını simgeler. Nevruz...
28.04.2015
 
Yüzyılın en büyük emperyalist yalanlarından biri şüphesiz Ermeni soykırımı yalanıdır. 1915 olaylarının üstünden 100 yıl geçmesine rağmen hala batının Türkleri köşeye sıkıştırmak için kullandığı en önemli tarihi silahtır. Hiç bir belgeye dayanmayan, tamamen siyasi nitelikte olan iddialar ile yıllardır Türkiye savaş tazminatı ödemeye zorlanmaktadır. Ermeni meselesi siyasete alet edilmeden , tarihçilerin konuşması gereken bir meseledir. Gerçekte 1915 yılındaki olaylarda ne olmuştu? Ermenilere iddia edildiği gibi soykırım uygulandı mı? Ermeni tehcirinde gerçek amaç neydi? Kaç bin Ermeni tehcire tabi tutuldu?
24.04.2015
 
Türkiye Devleti’nin kuruluşunda çok büyük payı olan bu kahraman Oğuz Beği, Mikaîl Yabgu’nun büyük oğlu, Selçuk Subaşı’nın da torunudur. Mikaîl yabgu büyük ihtimalle babası Selçuk Beğ’den önce ölmüş, fakat tarihe Çağrı Beğ ve Tuğrul Beğ adında iki ateş parçası oğul bırakmıştır. Hazar Kağanlığı’na bağlı olan Oğuzlar, XI. Yüzyıl başlarken bu kağanlığın dağılmaya yüz tutmuş olması dolayısıyla dağınık bir halde bulunuyorlardı. Doğularında kuvvetli Karahanlı Hakanlığı, güneylerinde daha kuvvetli Gazneliler İmparatorluğu vardı. Oğuzlar’ın büyük bir bölümü Gazneliler’e tâbi olduğu halde...
23.04.2015
 
26 Şubat 1921’de Amerikalı gazeteci Clanence K. Streit, Kurtuluş Savaşı'nın önderini merak edip, tüm dostlarının ikâzlarına rağmen Amerika'dan Ankara'ya gelir. Yüce Atatürk, İstiklâl mücadelemizdeki haklılığımızı tüm dünyaya duyurmak için Amerikalı gazetecinin bu ziyaretine çok önem verir. Amerikalı gazetecinin tüm merak ettiği soruları cevapladıktan sonra konu Ermeni tehcirine gelir. Büyük Önder bundan 94 yıl önce der ki: "Düşmanca ithamda bulunanların sürdükleri büyük mübalağalar dışında Ermenilerin tehciri meselesi aslında şuna inhisar etmektedir...
22.04.2015
 
Her yıl çeşitli etkinliklerle kutlanan, son yıllarda ise nerdeyse bir ritüele dönüşen Kutlu doğum haftası, bu yıl da geçmiş yıllardaki kutlamalar gibi kutlamalara sahne olacak… Büyük konferans salonlarında yapılan nutuklar, gösterişli toplantılar mevlidler… vs Peygamberin doğumunun kutlandığı kutlu doğum haftasının siyasete alet edilmesi bir yana, tarihsel gerçeklere ne kadar uygun? Hz. Peygamber gerçekten Nisan ayında mı doğdu ? Doğum tarihi hakkında kesin bilgiler var mı? Tüm bu soruların cevabını her zaman olduğu gibi tarihi belgelere dayanarak vermeye çalışacağım.
22.04.2015
 
Aslında temel sorun, tarihte bir “Ermeni Soykırımı” olup olmadığı değil! Kimsenin bununla ilgilendiği yok. Yaklaşım çok net: Türkiye sözde “Ermeni Soykırımı”nı tanısın! İyi de gerçekte tarihte böyle bir soykırım oldu mu? İçimizdeki kimileri de, sözüm ona demokrat olduklarını kanıtlamanın bir ön koşuluymuş gibi atlıyorlar ortaya: -“Soykırımı Türkiye tanımalıdır… Bu çağda, bunu inkâr etmek artık mümkün değildir…” İşte bu aykırı duruş, öylesine bir noktaya geldi ki; Türkiye seçimlere giderken artık bir siyasal parti, seçim bildirgesine, eğer iktidar olurlarsa, sözde Ermeni Soykırımı’nın tanınacağını da ekledi… Türkiye ortada kalmış Yağma Hasan’ın...
22.04.2015
 
Nazilli basma fabrikası kapandıktan yıllar sonra “Atatürk’ün çılgın projesi” olarak Türkiye gündeminde yer almaya devam ediyor. Önceleri gazeteci Banu Avar ve tarihçi Sinan Meydan tarafından birçok görsel ve yazılı yayın organında Nazilli basma fabrikası izleyenleri ve okuyanları hayretler içinde bırakarak anlatıldı. Son olarak gazeteci Yılmaz Özdil, 23 Nisan özel yazısıyla Nazilli Basma fabrikasını tekrar ülke gündemine taşıdı. Sosyal paylaşım sitelerinde rekor sayıda paylaşım yapıldı. Herkes bir kez daha Nazilli basma fabrikasının pek çok kuruluşta şimdi bile olmayan özelliklerini öğrenerek...
17.04.2015
 
Büyük Yalan Belgeseli, Türkiye Cumhuriyetinin katliamla kurulduğu yalanını ileri sürenlere, Rus-Ermeni belgeleriyle cevap veriyor. Saklı tutulan Ermeni arşivlerinden elde edilen çok önemli belgeler Dünya 'da ilk kez ekrana çıkıyor. ABD 'den Azerbaycan 'a, Fransa 'dan Rusya 'ya alanında uzman 43 tarihçi ve siyaset bilimciyle tek tek röportaj yapıldı. 1915 Ermeni olaylarının tanıklarıyla yapılan çekimler ilk kez bu belgeselle gün yüzüne çıkıyor. Büyük Yalan, Türkiye'nin en İyi sinemacılarının danışmanlığında 50 kişilik titiz bir ekip tarafından,
16.04.2015
 
26 Temmuz 1936'da İstanbul'da yaşanan sel felaketini, Cumhuriyet gazetesi, şu cümleler ile duyuruyordu: "Evvelki gün görülmemiş bir şiddetle yağan yağmur, bir afet halini aldıktan sonra akşama doğru dinmişti.Evlere dolan sular, sellerle patlayan lağımlar molozlarla dolan caddeler, itfaiye ve temizlik amelesi tarafından temizlenmeğe uğraşılırken, dün gece müthiş bir bora patladı.Gök gürültüleri şimşekler ve yıldırımlar arasında gökten sel halinde, boşanan yağmur bütün faaliyeti durdurmuştur."Sel felaketi sırasında,bir çok yere yıldırım isabet edip...
13.04.2015
 
Artık, hiç duymuyordu… Zorluklarla geçmiş bir yaşamın, işte en zorlu günlerine gelmişti… Bir müzisyen için hiç duyamamak, ne demek? O yaşamının bütün anlamını sesler ve onlardan çıkan melodiler üzerine kurmuşken, koyu bir sessizliğin içine gömülüvermek! Oysa bu bu lanet hastalık kulaklarını kemirircesine çınlamalar ve hışırtılar biçiminde başladığında, inatla ona karşı direnmek istemişti. Kimi zamanlar bir yastık altına kafasını koyuyor, saatlerce o halde kalarak, her şeyden uzaklaşmak, o çınlama ve hışırtılardan kurtulmak istiyordu.
13.04.2015
 
Atatürk’ü İsmet Paşa öldürtmüş… Gör de inanma… Nereye gidecek bu saçmalıklar, anlamak olası değil? Yeniden tarih inşası desem, bu da değil… Bambaşka bir şey bu. Zembereği bozulmuş bir topaç, yuvarlanıp duruyor, deli gibi. Önce adını anmak bile istemediğim biriyle ilgili bir sözüm ona birkaç belge yayınladılar… Şimdi de Atatürk’ün İsmet Paşa tarafından öldürtüldüğünü söyleyecek kadar ileri gittiler… İki kâğıt parçası koymuşlar üzeri aynı karakterle yazılmış daktilo imajlarıyla… Bu memlekette onca tarihçi, yazı bilimi uzmanı var…
06.04.2015
 
kör gördü, sağır işitti. ABD hanidir, binbir bahane uydurarak, -gerçekte çoğu Devlet-i Aliyye'nin eski 'vilayetleri' olan- Ortadoğu ülkelerine el koymanın yollarını deniyor: Afganistan, Irak derken, gündeme İran getirildi; ortaya 'Büyük Ortadoğu Projesi' (BOP) diye, stratejik bir tasarı çıkarıldı; Türkiye dahil, hemen her yerde tartışılıyor! Peki, bizim için, şaşırtıcı olan ne? Bırakın 'resmi makamları'; bizden hiç kimsenin, ağzını açıp da; eski Osmanlı vilâyetleriyle, Gâzi'nin, İstiklâl Harbi'nin başından itibaren ilgilendiğini söylemeyişi;
04.04.2015
 
Atatürk'ün düşünceleri çağın gerisinde mi kaldı? Aşiretlerin peşine takılmış, kitap okumak gibi zahmetlere hiç girmemiş, tarih ve siyaset konusunda fikir sahibi olabilecek bir donanıma sahip olmadığı halde, kendisini sosyalist ilan etmiş, olan elit bir Kürt'e soracak olursanız evet cevabını alırsınız.. Yine bu soruyu: yaşamak için, Diyarbakır'ı, Şırnak'ı veya muhafazakar şehirleri değil de, Atatürkçülerin yoğun olarak yaşadığı semtleri seçen, düşüncelerini özgürce açıkyabilmesini bu semtlerde yaşamasına borçlu olan, aslında özgürlüğünü o kin kustuğu Atatürkçülerin büyük hoşgörüsüne borçlu olan ve Türkiye'ye karşı olmayı övünç meselesi haline getirmiş, bazı solculara soracak olursanız, evet cevabını alırsınız. Yine, asırların getirdiği cehaletten kendisini kurtarmayı başaramamış, akla ve bilme karşı çıkmayı İslamiyet'e hizmet etmek zanneden, bir yobaza...
01.04.2015
 
Atatürk’ün en önemli özelliklerinden biri “Batı merkezci anlayışa” başkaldırmasıdır. Bilindiği gibi Batı merkezci anlayış, dünyadaki neredeyse bütün uygarlık değerlerinin “Batı’nın malı” olduğunu iddia eden ve bu iddiasına neredeyse bütün dünyayı inandıran / genel kabul görmüş bir anlayıştır. Batı merkezci anlayışa göre dünyada “ileri” kültür / uygarlık adına ne varse hepsi önce Antik Yunan / Grek, sonra da Rönesans, Reform ve Aydınlanma dönemi Avrupası kaynaklıdır! İşte Atatürk, Batı’nın askerî ve siyasî vesayetine karşı verdiği bir kurtuluş savaşını kazındıktan hemen sonra Batı’nın kültür/uygarlık vesayetine, yani Batı merkezli anlayışa karşı da bir savaş vermiştir. Hep kabul edildiği biçimde...
24.03.2015
 
Her şey bundan tam 526 yıl önce 3 Mayıs 1481’de Fatih Sultan Mehmet’in vefatı ile başladı. Fatih’in yaptığı Kanunname ile tahtı ilk ele geçiren hanedan üyesi, diğer kardeşlerini öldürebilecektir. Bu durum Fatih’in çocukları Şehzade Beyazıt ile Şehzade Cem arasında amansız bir savaşa neden olur. Cem 28 Mayıs’ta Bursa bölgesinde hakimiyetini ilan ettirir. Adına para dahi bastırır. Beyazıt ise Cem’in bastırdığı paraları imha ettirir. Beyazıt, Cem’i yeryüzünden silmeye kararlıdır. Beyazıt sonunda büyük bir ordu toplayarak Cem’in üzerine yürümeye karar verir. Cem’in...
19.03.2015
 
Genç bir yargıçken, bir suçluyu ölüme mahkûm etmektense görevinden istifa etmeyi seçen Maximilien François Marie Isidore de Robespierre (1758-1794), daha sonra Fransız Devrimi'nin Terör Dönemi'nde en aşırı şiddet uygulamalarını gerçekleştiren kişi olarak Fransa tarihine geçti. Kuzey Fransa'da Arras'ta dünyaya gelen Robespierre, birçok hukukçu yetiştirmiş olan bir ailenin çocuğuydu. Robespierre de avukat olmuş, hukuk bilgisi ve özellikle yoksulları savunmakta başarıyla kullandığı konuşma yeteneğiyle...
19.03.2015
 
200 sene önce 7 Eylül 1812’de Rusya tarihinin ve edebiyatının ünlü savaşı Borodino, imparator, Napolyon’un galibiyetiyle bitti. Bu onun 190 bin Alman, 50 bin Polonyalı ve Litvanyalı, İtalyanlar ve tabii Fransızlardan oluşan büyük ordusunun mahvolacağı sonun başlangıcıydı. Bu yıl Eylül ayında bütün Avrupa, Napolyon savaşlarını tartışıyor ve yeniden değerlendiriyor. Yayınlara bakarsanız bu savaşların içinde adet olduğu üzere unutulan, gene Türklerle Akkâ’da Cezar Ahmet Paşa ile yapılan ve Adriyatik’te İyon Adaları’nın Fransızlardan zaptı ile sonuçlanan Türk ve Rus ittifakının kazandığı zaferden söz edilmiyor...
17.03.2015
 
Bellekler ne kadar taze? Geçmişin neresindeyiz ve geleceğin neresinde bulunuyoruz? “Çanakkale: 1915”; en anlamlı kılan yönlerden biri, Türkler’in bir ulus olarak dirilişidir. Ulusal benliğe yönelişi getiren, en önemli şok etkilerden biridir Çanakkale… Unutmayalım; Osmanlı’da “Yurt” kavramı, Genç Osmanlılar’la birlikte ete kemiğe bürünmüştü. Daha önceki dönemlerde, algı bütünüyle değişikti. Yurt/Vatan denildiğinde ortalama bir Osmanlı bireyi, kendi doğup büyüdüğü köyü kasabayı anlıyordu. Onun ötesinde; Osmanlı Hanedanı’nın mülkü vardı. Ve O, Halife olarak; bütün İslam dünyasına hükmedecek bir güçte görüyordu kendisini… Çanakkale’ye gelince...
16.03.2015
 
Hiç uzatmaya gerek yok! Resme odaklanın! Masasının başında bir devlet grevlisi… Masa öyle şatafatlı falan değil; sıradan tahtadan.. Masadaki, bir makamı temsil ediyor, belli… Biraz öne eğilmiş, saygıdan. Arkasında “canım” Türk Bayrağı… Ve karşısında, Birilerinin diline pelesenk ettiği: “Diktatör”, “Faşist”, baskıcı, Tek Parti döneminin milli şefi, İsmet İnönü... Tarihe göre de: Milli Mücadele’nin Batı Cephesi Komutanı, Lozan Kahramanı… “Bozöyük yanıyor! Düşman binlerce ölüsünü bırakmış, kaçıyor!” diye Ulusal Savaş’ta Meclis’e heyecanla telgraf çeken, Trikopis’i kılıcıyla birlikte tutsak alan...
14.03.2015
 
Fatih Sultan Mehmed, hiç şüphe yok ki Osmanlı tarihinin en büyük padişahıydı. Osmanlı'nın kurucusu Osman Gazi olsa da, bugün anladığımız Osmanlı'yı, yani cihan imparatorluğunu kuran kişi Fatih Sultan Mehmed'ten başkası değildi. O, bu idealini gerçekleştirmek için pek çok adım atmıştı. Bunlardan en önemlisi şüphesiz, İstanbul'un fethiydi. Fatih Sultan Mehmed, büyük işler başarmış olsa da onun büyüklüğü yaşadığı devirde yeterince anlaşılamamıştır. İşte bu yüzden 3 Mayıs 1481 tarihinde hayata gözlerini yumduğunda aslında pek çok kişi sevinmişti. Hatta, büyük tarihçi Franz Babinger, onun zehirlendiğini iddia ederken, kendi çevresinkiler tarafından da zehirlenmiş olabileceği, düşüncesini de ortaya atacaktı...
12.03.2015
 
Meksika Fatihi Hernan Cortes 160 kişilik zırhlı ve atlı keşif birliği ile Meksika içlerinde ilerlerken geçtikleri Aztek köylerinde hayatlarında ilk defa sakallı insan ve at gören köylüler onları "Yüzlerinde Saç Olan Ve Canavarlara Binen Tanrılar" sanmışlardır. Cortes uzun bir yolculuğun ardından Aztek başkentine ulaşmıştı ama haberleri kendilerinde çok daha önce Aztek İmparatoruna ulaştığı için karşılarında 80.000 kişilik Aztek İmparatorluk ordusunu buldular. Tanrıları yenen adam olmak isteyen İmparator 80.000 kişiyi bu yüzden...
09.03.2015
 
Epikurosçulara göre ölüm bizim için hiçbir şeydir - bu görüşe rağmen çalışmanın bütünlüğü açısından aşağıdaki tuhaf felsefi ölüm listesini veriyoruz. EMPEDOKLES'in ölümü hakkında iki görüş vardır. Birine göre kırık bir bacak nedeniyle öldü, diğerine göre bir tanrı olduğunu kanıtlamak için Etne yanardağının kraterine atladı. Bunun nasıl bir kanıt oluşturacağı ise kayıtlı değil. HERAKLİTUS, insanlardan nefret ettiği için dağ başına kaçtı ve burada ot ve sebzeyle beslenmekten vücudu su topladı. Doktorlar bu durumun tedavi edilemez olduğunu söyleyince kendi tedavisini kendisi yapmaya kalkışıp...
09.03.2015
 
Birinci Dünya Savaşı sona erdiğinde ülkeyi büyük bir umutsuzluk sarmıştı.Kimileri yenilginin faturasını başkalarına kesme derdindeyken, kimileri de yenilgide payı olmasa da suçluluk duyuyordu.Çoğu kişi ise maziye özlem duyuyordu.Böyle bir karmaşa ortamında insanlar duygularını yazıya döktüler.O dönemden günümüze kalan yazılı eserler bu gün bile bizleri hüzünlendiriyor.Milli mücadelenin sonuçlanmasının ardından ise umutsuzluğun yerini umut, suçluluk duygusunun yerini ise gurur duygusu alacaktı.Bütün bu dönüşüm çok kısa bir sürede gerçekleşecekti.Osmanlı aydının maziye özlem duyması yeni bir şey değildi.Osmanlı aydını, bir zamanlar, dünya siyasetinde söz sahibi...
08.03.2015
 
Daha önce “Atatürk’ün GAP Projesi”, “Atatürk’ün Tunceli’de Spor ve Eğlence Merkezi Projesi” gibi yazılarımda Atatürk’ün Doğu ve Güneydoğu’ya yaptığı yatırımlardan, plan ve projelerden söz etmiştim. Bu yazımda da gizli kalmış bir Atatürk projesi olan “Atatürk’ün Modern Van ve Van’da Üniversite Projesi’nden söz edeceğim. Daha önce de belgeleriyle gözler önüne serdiğim gibi Atatürk Cumhuriyeti en büyük yatırımı Doğu ve Güney Doğu Anadolu’ya yapmış..
08.03.2015
 
Tüfek Mikrop ve Çelik, araştırmacı Jared Diamond ‘un muhteşem eserinin belgeselidir… Belgeselde, dünya medeniyet tarihi ile coğrafya arasında müthiş bağlar kuruluyor. Jared Diamond ‘un kitabını okumadıysanız, seyredin… Beyaz adam nasıl dünyaya hakim oluyor? Medeniyetlerin gelişimindeki eşitsizliklerin sebepleri. Bir medeniyet diğerini nasıl fethediyor? Tüm bunlarla coğrafi şartların bağlantısı nedir? ilgiyle izleyeceksiniz…
07.03.2015
 
..meraklısı elbette hatırlayacaktır, Leopar'da ('Il Gatttapardo', 1958). Palma Dükü Giuseppe Toması di Lampedusa, ne demişti: ''Bazı şeylerin değişmemesi için, bazı şeylerin değişmesi zorunludur; ya da, buna benzer bir şey! 'İstiklâl Harbi'ni müteâkip, Ankara'daki belirli 'muhitler'de hâkim olan ''mantalite'' apaçık buydu; zaten, Kadrocular'ın - Gâzi'nin de özendirmesiyle- karşı çıktığı da, bu; çünkü onlar, 'tam bağımsız Cumhuriyet'in ilânı, Halifeliğin lağvı ve Halife'nin yurtdışına çıkarılması; tam da Musul, Kerkük ve Süleymaniye 'meselesi'nin çözümlenmesi için...
06.03.2015
 
Yeni Türk harflerinin kabul edildiği 1928’de Türkiye’de okuma yazma oranı erkeklerde % 7 kadınlarda % 0,4’tür. Yuvarlak bir hesapla toplumun % 92’si okuma yazma bilmemektedir. Yani, yeni Türk harflerinin kabulünden önce (okuyup yazamadığı için) toplum zaten köklerinden/ tarihinden kopuktur; zaten toptan bir “cehalet” durumu söz konusudur. Ayrıca yeni Türk harflerinin kabulünden kısa bir süre sonra (1935’te) okuma yazma oranı toplamda % 23’e yaklaşmıştır. Atatürk Cumhuriyeti, iddiaların aksine “Osmanlı düşmanlığı” yapmamıştır. Ama bugün hanedan severlerin yaptığı gibi tarih biliminden tamamen uzak şekilde bir “Osmanlı seviciliği” de yapmamıştır....
01.03.2015
 
1071 Malazgirt zaferinden günümüze kadar Anadolu ciddi anlamda iki kez işgale uğramıştır. 1243 Kösedağ bozgunu ve 1918 Mondros Mütarekesi. 1243 Kösedağ bozgunundan sonraki Moğol istilasıyla birlikte, Selçuklu sultanları geri planda kalmış ve varlık gösterememişlerdir. Devletin nüfuzunu ortaya koyamaması, Moğol kumandanlarının ve onlar adına hareket eden Selçuklu idarecilerinin zulümlerini artırarak devam ettirmelerini sağlamıştır. Anadolu’da Moğol nüfuzunun azaldığı dönemlerde malları yağmalanan, öldürülen Türkmenler isyan hareketlerini başlatmışlardır. Bu süreçte bölgede Türkmen direnişi her fırsatta meydana getirilmiştir. Moğol komutanlarından Kongurtay, bölgedeki direnişi...
01.03.2015
 
1919 Versailles Barış Antlaşması yapılırken Alman heyetinde ünlü toplum bilimci Max Weber'de vardı. Ve demokrasiden ne anladığını o toplantıda şöyle anlatıyordu: "...Demokraside halk, güvendiği bir önder seçer. Seçilen önder 'Şimdi sesinizi kesin ve bana itaat edin' der. Artık halk ve parti onun işine karışmazlar." 1930'lara gelindiğinde Avrupa'da demokratik sayılabilecek sadece yedi ülke vardı. Onların içinde yer alan Fransa da bir süreç içinde hızla faşizme kaymaktaydı. Zaman demokrasilerin aleyhine, baskı rejimlerinin lehine gelişiyordu. Faşizm, Türk aydınlarını da etkilemekteydi. CHP Genel Sekreteri Recep Peker, İtalya gezisinin hemen sonrasında, Atatürk'ün partisini de faşist modele göre...
22.02.2015
 
Atatürkçülük, kısaca ulusal bağımsızlık ve ulusal onur demektir. Atatürkçülük, özetle antiemperyalist bir kurtuluş savaşını başlatan ve sürdüren bir eylem ve öğretidir. - Amacımız , ulusal sınırlarımız içinde toprak bütünlüğümüzü ve ulusal tam bağımsızlığımızı sağlamaktır. Buna engel olmak üzere karşımıza çıkacak kuvvet, kim ve ne olursa olsun hiç duraksamadan çarpışırız ve başarı kazanırız. Bu konuda karar ve inancımız kesindir. Atatürkçülüğü, "tam bağımsızlık" inancından ayırmanın ve çok yönlü uluslararası ipotekleri "Atatürkçülük" adına savunmanın hiç olanağı yoktur...
22.02.2015
 
Aziz Nesin, yıllar önceki bir konuşmamız sırasında şöyle demişti: "- Geçmişte Atatürk'ü eleştirmiş olmaktan dolayı şimdi utanıyorum. Her geçen gün gözümde küçüleceğine, tersine daha da büyüyor." Benzer aşamadan geçmiş bir kişi olarak, bu değerlendirmeyi gönülden paylaşmam zor değildi. Zaman bizleri değil, Mustafa Kemal'i haklı çıkarmıştı. Lenin'in, Mao'nun, Enver Hoca'nın, Dimitrof'un heykellerinin yerlerde sürüklendiği, resimlerinin duvarlardan kaldırıldığı, Leningrad isminin St. Petersburg'a dönüştürüldüğü günümüzde, bunu görebilmek kuşkusuz daha kolay. * * * Eğer Türkiye'de bir din devleti kurmak istiyorsanız, Mustafa Kemal'e saldırmanız elbette ki tutarlıdır...
17.02.2015
 
Batı merkezli bilim tarihçileri evren, dünya, güneş sistemi ve gezegenler konusunda ilk doğru bilgilerin Kopernik, Kepler, Galieo vb. Batılı bilginlerce ortaya atıldığını yazarlar.Oysa gerçek bunun tümden tersidir. İslam Bilginleri, Kopernik ve Galileo’dan yüzlerce yıl önce yeryüzünün küre biçiminde olup hem kendi çevresinde hem de güneş çevresinde döndüğünü kanıtlamış ve bunu yapıtlarında yazmışlardı. Bunun sonucu olarak astrolablar da tepsi biçiminde olmaktan küre biçiminde yapılmaya başlamış ve küre biçiminde ilk astrolablar İslam Bilginlerince üretilmişti.Gazzali yaklaşık 1090 yıllarında...
17.02.2015
 
Ne çetin bir 'dev' yalnızlığı içindeymiş! Çevresinde yaşamış olanlardan, hangisinin hassas ve akıllı 'hatırasına' el atsam; bu gerçeği yoğun bir sis halinde, görmüşümdür: Hasan Rıza Bey (Soyak) sayfalar boyunca, imâ eder durur; Fâlih Rıfkı Bey (Atay), üstelik sosyal haritadaki yerine koyarak, tarif etmiştir: ''... Mustafa Kemal'le, samimî olarak, yalnız Gökalp kolundan -yâni 'ırkçı' ve 'gelenekçi' olmayan, Batı kültür ve medeniyetçisi- Türkçüler, işbirliği etmişlerdir. Sayılarının ne kadar az olduğunu söylemekten sıkılırım; pek çokları, Mustafa Kemal gibi bir kurtarıcının her yaptığının, -kendi inançlarına...
17.02.2015
 
Bir iki söz söyleme gereksinimi duyanlar; -"Ne olacak bilmeyiz... Gittikçe kalabalıklaşıyorlar!" diyorlardı. "Gittikçe kalabalıklaşıyorlar" dedikleri, elbette Yunanistan sınırlarına yığılan kaçkın göçmenlerdi. Bir panik havası içinde gelip, Yunanistan'ın orasına burasına yığılanların önemli bir kısmı da Selanik'e doğru savruluyorlardı. Sokak, her türlü kötülüğü, iğreti ve çirkinliğiyle bu insanları onlar istemese de kendine çekiyordu. Soğuk kış günlerinin, ara ara yoğunlaşan yağmurla buluştuğu o günlerde üstleri başları paralanmış göçmen kitlelerine hiç de acıması bulunmuyordu. Kentin başta iskele olmak üzere öbekleştikleri;
15.02.2015
 
Atatürk’ün pek bilinmeyen, ya da unutulan projelerinden biridir İnsanlık Projesi. Onun “Yurtta barış dünyada barış” sözü aslında bu projesini özetler. Atatürk’ün İnsanlık Projesi, ulusaldan evrensele uzanan bir özgürlük, bağımsızlık, kardeşlik ve barış idealidir. Atatürk’ün kurtuluş formülü bağımsızlık, uluslaşma ve çağdaşlaşmadır. Çağdaşlaşabilmek, daha doğrusu Atatürk’ün ifadesiyle “tek uygarlığa” mensup olabilmek için her şeyden önce uluslaşmak; kendi tarihinden, kendi kültüründen beslenmek gerekir. Atatürk’ün 1930’lardaki Türk Tarih ve Dil Tezleri, antropoloji çalışmaları..
14.02.2015
 
bizde 'Batıcı'lık'la anlaşılan şey Türk evrimini çağdaş uygarlığa uygun yönde geliştirmektedir; (buraya dikkat!) halbuki Avrupa'da ve Amerika'da 'Batılılaşma' ve 'Batıcılık', Batı diplomasisine boyun eğme anlamına gelir. Bu yüzden onlara göre 'Kemalist Devir' Batı aleyhtarlığı, Menderes Devri ise 'Batıcılık' devridir. (buraya dikkat!) Batı diplomasisinden bağımsız olan bir Batıcılık, Batı dilinde, Batı düşmanı kötü bir ulusçuluk demektir!..'' Türkiye Cumhuriyeti, geleceğini tartışırken, Niyazi Ağabey'in (Berkes) inanılmaz berraklıktaki bu sözlerini, bir an bile aklından çıkarmamak zorundadır...
13.02.2015
 
 1 
 




Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: Cihan, 06.02.2013, 09:22 (UTC):
Güzel site Az ziyaretçi

Yorumu gönderen: EMRE, 05.02.2013, 23:13 (UTC):
ESENLİKLER DİLERİM



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
Mesajın: